Ben vefasizlik yaptim sana, sense yapmamissin bana
Yine masumluğunla şarkimi calmaya devam ediyorsun,
Resimlerimi gözun gibi saklamissin
Bir özur borçluyum sana ve herseye rağmen açıp sana bakan arkadaslarima...:)
Yeni bir işe baslama telaşı ve olmaması, babam ve kardesimin memleketten ziyarete gelmeleri, Kizimi krese yazdirma ve alistirma telaslari biraraya gelince boyle oluyor iste...Sıkışık zamanlarda bloğumu ihmal ediyorum...
Bu yoğunluğun ve yorgunluğun ustune haftasonu soyle dinlenelim ve temiz hava alalım diye Sapanca'ya dogru gittik. Gideceğimiz yer yıllardır bildiğimiz biryerdi...Hem alabalık tesisi, hemde yesilliğin boğduğu, akarsuların ormanı delip buraya ulastiği taptazecik bir vadi...Yayla Alabalık Tesisleri...
İstanbul'a yaklasık 1,5 saat uzaklıkta...
Hem fiyatları cok uygun , hem bir o kadar da lezzetli yemekleri...Mıhlamadan tutunda, tesiste taptazecik yakalanıp kızartılan balığa kadar birçok lezzet var tadacağiniz...
Cocuklar içinde harika...Oyunparkı, voleybol sahası, derenin sularinda oynamak, ayaklarını serin sulara birakivermek...



Çağlayan serin sulara kızımla ayaklarımızı sokarken, sıcak yaz gununde serinlik bulduk, suyun sesiyle huzur bulduk hemde tesisin balıklarının karnını ekmeklerle doyururken(onlarda sagolsun bizim karınlarımızı doyurmuşlardı ya:)) cok eğlendik...

Aksam eve donuste tatlı bir yorgunluk ustumuze coksede onceden aldiğim ve izlemek istediğim filmi dun gece birtirmekte israrlıydım...
2005 En iyi Yabancı Film Oscar odulunu almış bir film...İÇİMİZDEKİ DENİZ...

Materyalist dusunceyi fazlasıyla savunan bir filmdi İçimizdeki Deniz.. Filmin özeti ise şöyle:
"Özgürlüğün olmadığı hayat, hayat değildir". Bu cümle hayatının 30 yılını felçli olarak yatakta geçirdikten sonra 1998 yılında ölen İspanyol denizci Ramon Sampedro'ya ait. Sampedro'nun hayatı 26 yaşındayken bir falezden denize atladığında tamamen değişti. Bel kemiğinin kırılması sonucu felç olmuştu. 30 yıl boyunca yattığı yatakta ağzıyla kalem tutarak yazı yazdı. Yatalak olmasına rağmen kişiliği ve bilgeliğiyle çevresindeki herkesi büyülüyordu. Ancak, Ramon'un gerçekleşmesini istediği tek hayali, yaşamına onurlu bir şekilde son verebilme hakkını kazanmaktı. En iyi yabancı film dalında Altın Küre sahibi, aynı dalda Oscar adayı ve 12 Goya ödüllü 'İçimizdeki Deniz' (The Sea Inside), felç olduktan sonra ölümünü talep eden Roman Sampedro'nun hikâyesini beyazperdeye taşıyor... (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=143034&tarih=10/02/2005)
Film adamın kendi hayatına son vermek isteğini materyalist dusuncenin desteğiyle ön plana çıkartırken, felçli , yatalak hastaların hayatına; duygularına, sıkıntılarına yakın planda ayna tutmuş... Bu film aslında benim için de iyi bir tefekkur aynası oldu...Hayatta ne kadar gereksiz, detayda kalan kucuk seylere uzulduğumu birkere daha farkettim...
En buyuk sıkıntılar bile hastalık sıkıntısının yanında ufacık kaldı gözumde...Bir parmağımızı oynatabilmenin, yuruyebilmenin, nefes alabilmenin bin sıkıntıyı unutturacak kadar mukemmel olduğunu hatırlattı bu film bana...
İzlemenizi tavsiye ederim... Bu filmi izleyince hayata pozitif bakmakla ilgili hoş bir hikayeyi de sizinle paylaşmak istedim...
Büyük bir hastanenin, agir hastalarinin yattigi servisindeki odalardan birinde 2 hasta yatiyormus. Birisinin kalp rahatsizligi ve solunum problemi varmis, digerinin ise bütün vücudu felçliymis...2 hasta günlerdir birlikte yatiyorlarmis ve bu arada birbirleriyle samimiyet kurmuslar.Kalp ve solunum rahatsizligi olan hasta bu kücük ve tek camı olan odanin cam kenarinda yatiyormus, digeri ise onun yaninda yatar ancak yerinden kipirdayamazmis. Bu yüzden cam kenarinda yatan hasta hergün sabah kalkar, cami acar, yanindaki arkadasini da uyandirir, ona günesin ne güzel dogdugundan, isinlarini sicacik yaydigindan, camdan disari baktiginda gördügü güzel manzaralardan, disarida cok güzel bir göl oldugundan, gölde yüzen kugularin tüylerinin beyazligindan, göl kenarinda kosusan cocuklarin seslerinin coskusundan, çimlerin yesilliginden ve bu çimler üzerinde umursamazca güneslenen ördeklerden bahseder ve birgün onlarinda iyilesip oraya gideceginden bahsedermis.
Hergün kalp hastasi olan böyle kalkar camdan disari bakar ve bu güzelliklerden bahseder, tebessüm ederek yanindaki felçli arkadasina pozitif enerji verirmis...
Günler böyle ilerlerken felçli hastanin icinde haset duygusu gelismeye baslamis ve soyle düsünmüs: "cam kenarinda niye ben yatip, bu güzellikleri bende göremiyeyim?"..Hemen hemsireyi cagirmis ve gelen hemsirenin kulagina diger arkadasina duyurmadan cam kenarindaki yataga kendisinin gecmesini israrla istemis...Hemsire ise su an bunun mumkun olamayacagini, çünkü diger hastanin solunum problemi oldugundan cama yakin olmasi gerektigini söylemis...Felcli hasta bu cevaba cok sinirlenmis ve somurtmaya baslamis. Neler oldugunu bilmeyen diger hasta arkadasinin somurtuk suratini görünce ona hemen moral vermek icin güzel seylerden bahsetmeye baslamis..."Masmavi Gölün kenarinda piknik yapan insanlar görüyorum, simdi cocuklarda göle girdi ve kugularla yüzüyorlar, bizde iyilesince beraber oralara gideriz" diye...Ama bunlari göremeyen ve iyice sinirlenen diger hasta suratini asmaya devam etmis...
Birgün solunum problemi olan hasta gece birden fenalasmis; boğulacakmış gibi öksuruyor ve biryandanda kalbinde ağrilarla inliyormuş..O kadar kötü olmus ki hemsireyi cagiracak zile basacak hali bile yokmus...Kalkan arkadasini görünce ona göz hareketiyle elindeki zile basmasini rica etmis...Ama haset digerinin kalbini oyle kaplamiski elindeki zile basmayip arkadasinin ölümünü beklemis...Böylece istedigi yere yatabilecek ve artik o camdan disariya bakip, o da manzarayi görebilecekmis.
Ve öylede olmus...Ertesi gün arkadasi ölünce hemsireler ve doktorlar onun cesedini odadan cikarmislar...Ve felcli hastayi onun yatagina aktarmislar...Felcli hasta hemsireyi cagirarak, perdeyi ve cami hemen acmasini ve disariyi izlemek istedigini söylemis...Hemsire perdeyi aralamis ve cami acmis...Felcli hastanin yatakucunu yukariya dogru hafifce kaldirmis ve odadan cikmis...Felcli hasta gözlerini cama cevirmis ve gördügüne cok sasirmis, cunku bu cam , bitisikteki koca siyah binanin siyah duvarindan baska biryere bakmiyormus...












































