www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Glittery texts by bigoo.ws

Monday, June 19, 2006
Uzun zaman oldu yazmayalı sana bloğum,
Ben vefasizlik yaptim sana, sense yapmamissin bana
Yine masumluğunla şarkimi calmaya devam ediyorsun,
Resimlerimi gözun gibi saklamissin
Bir özur borçluyum sana ve herseye rağmen açıp sana bakan arkadaslarima...:)

Yeni bir işe baslama telaşı ve olmaması, babam ve kardesimin memleketten ziyarete gelmeleri, Kizimi krese yazdirma ve alistirma telaslari biraraya gelince boyle oluyor iste...Sıkışık zamanlarda bloğumu ihmal ediyorum...
Bu yoğunluğun ve yorgunluğun ustune haftasonu soyle dinlenelim ve temiz hava alalım diye Sapanca'ya dogru gittik. Gideceğimiz yer yıllardır bildiğimiz biryerdi...Hem alabalık tesisi, hemde yesilliğin boğduğu, akarsuların ormanı delip buraya ulastiği taptazecik bir vadi...Yayla Alabalık Tesisleri...

İstanbul'a yaklasık 1,5 saat uzaklıkta...
Hem fiyatları cok uygun , hem bir o kadar da lezzetli yemekleri...Mıhlamadan tutunda, tesiste taptazecik yakalanıp kızartılan balığa kadar birçok lezzet var tadacağiniz...
Cocuklar içinde harika...Oyunparkı, voleybol sahası, derenin sularinda oynamak, ayaklarını serin sulara birakivermek...











Çağlayan serin sulara kızımla ayaklarımızı sokarken, sıcak yaz gununde serinlik bulduk, suyun sesiyle huzur bulduk hemde tesisin balıklarının karnını ekmeklerle doyururken(onlarda sagolsun bizim karınlarımızı doyurmuşlardı ya:)) cok eğlendik...



Aksam eve donuste tatlı bir yorgunluk ustumuze coksede onceden aldiğim ve izlemek istediğim filmi dun gece birtirmekte israrlıydım...

2005 En iyi Yabancı Film Oscar odulunu almış bir film...İÇİMİZDEKİ DENİZ...




Materyalist dusunceyi fazlasıyla savunan bir filmdi İçimizdeki Deniz.. Filmin özeti ise şöyle:
"Özgürlüğün olmadığı hayat, hayat değildir". Bu cümle hayatının 30 yılını felçli olarak yatakta geçirdikten sonra 1998 yılında ölen İspanyol denizci Ramon Sampedro'ya ait. Sampedro'nun hayatı 26 yaşındayken bir falezden denize atladığında tamamen değişti. Bel kemiğinin kırılması sonucu felç olmuştu. 30 yıl boyunca yattığı yatakta ağzıyla kalem tutarak yazı yazdı. Yatalak olmasına rağmen kişiliği ve bilgeliğiyle çevresindeki herkesi büyülüyordu. Ancak, Ramon'un gerçekleşmesini istediği tek hayali, yaşamına onurlu bir şekilde son verebilme hakkını kazanmaktı. En iyi yabancı film dalında Altın Küre sahibi, aynı dalda Oscar adayı ve 12 Goya ödüllü 'İçimizdeki Deniz' (The Sea Inside), felç olduktan sonra ölümünü talep eden Roman Sampedro'nun hikâyesini beyazperdeye taşıyor... (
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=143034&tarih=10/02/2005)


Film adamın kendi hayatına son vermek isteğini materyalist dusuncenin desteğiyle ön plana çıkartırken, felçli , yatalak hastaların hayatına; duygularına, sıkıntılarına yakın planda ayna tutmuş... Bu film aslında benim için de iyi bir tefekkur aynası oldu...Hayatta ne kadar gereksiz, detayda kalan kucuk seylere uzulduğumu birkere daha farkettim...

En buyuk sıkıntılar bile hastalık sıkıntısının yanında ufacık kaldı gözumde...Bir parmağımızı oynatabilmenin, yuruyebilmenin, nefes alabilmenin bin sıkıntıyı unutturacak kadar mukemmel olduğunu hatırlattı bu film bana...

İzlemenizi tavsiye ederim... Bu filmi izleyince hayata pozitif bakmakla ilgili hoş bir hikayeyi de sizinle paylaşmak istedim...

Büyük bir hastanenin, agir hastalarinin yattigi servisindeki odalardan birinde 2 hasta yatiyormus. Birisinin kalp rahatsizligi ve solunum problemi varmis, digerinin ise bütün vücudu felçliymis...2 hasta günlerdir birlikte yatiyorlarmis ve bu arada birbirleriyle samimiyet kurmuslar.Kalp ve solunum rahatsizligi olan hasta bu kücük ve tek camı olan odanin cam kenarinda yatiyormus, digeri ise onun yaninda yatar ancak yerinden kipirdayamazmis. Bu yüzden cam kenarinda yatan hasta hergün sabah kalkar, cami acar, yanindaki arkadasini da uyandirir, ona günesin ne güzel dogdugundan, isinlarini sicacik yaydigindan, camdan disari baktiginda gördügü güzel manzaralardan, disarida cok güzel bir göl oldugundan, gölde yüzen kugularin tüylerinin beyazligindan, göl kenarinda kosusan cocuklarin seslerinin coskusundan, çimlerin yesilliginden ve bu çimler üzerinde umursamazca güneslenen ördeklerden bahseder ve birgün onlarinda iyilesip oraya gideceginden bahsedermis.
Hergün kalp hastasi olan böyle kalkar camdan disari bakar ve bu güzelliklerden bahseder, tebessüm ederek yanindaki felçli arkadasina pozitif enerji verirmis...
Günler böyle ilerlerken felçli hastanin icinde haset duygusu gelismeye baslamis ve soyle düsünmüs: "cam kenarinda niye ben yatip, bu güzellikleri bende göremiyeyim?"..Hemen hemsireyi cagirmis ve gelen hemsirenin kulagina diger arkadasina duyurmadan cam kenarindaki yataga kendisinin gecmesini israrla istemis...Hemsire ise su an bunun mumkun olamayacagini, çünkü diger hastanin solunum problemi oldugundan cama yakin olmasi gerektigini söylemis...Felcli hasta bu cevaba cok sinirlenmis ve somurtmaya baslamis. Neler oldugunu bilmeyen diger hasta arkadasinin somurtuk suratini görünce ona hemen moral vermek icin güzel seylerden bahsetmeye baslamis..."Masmavi Gölün kenarinda piknik yapan insanlar görüyorum, simdi cocuklarda göle girdi ve kugularla yüzüyorlar, bizde iyilesince beraber oralara gideriz" diye...Ama bunlari göremeyen ve iyice sinirlenen diger hasta suratini asmaya devam etmis...
Birgün solunum problemi olan hasta gece birden fenalasmis; boğulacakmış gibi öksuruyor ve biryandanda kalbinde ağrilarla inliyormuş..O kadar kötü olmus ki hemsireyi cagiracak zile basacak hali bile yokmus...Kalkan arkadasini görünce ona göz hareketiyle elindeki zile basmasini rica etmis...Ama haset digerinin kalbini oyle kaplamiski elindeki zile basmayip arkadasinin ölümünü beklemis...Böylece istedigi yere yatabilecek ve artik o camdan disariya bakip, o da manzarayi görebilecekmis.
Ve öylede olmus...Ertesi gün arkadasi ölünce hemsireler ve doktorlar onun cesedini odadan cikarmislar...Ve felcli hastayi onun yatagina aktarmislar...Felcli hasta hemsireyi cagirarak, perdeyi ve cami hemen acmasini ve disariyi izlemek istedigini söylemis...Hemsire perdeyi aralamis ve cami acmis...Felcli hastanin yatakucunu yukariya dogru hafifce kaldirmis ve odadan cikmis...Felcli hasta gözlerini cama cevirmis ve gördügüne cok sasirmis, cunku bu cam , bitisikteki koca siyah binanin siyah duvarindan baska biryere bakmiyormus...





 
posted by Nur at 7:54 AM | 3 YORUM BIRAKAN
Wednesday, May 31, 2006

Sıcakların bunalttiği bir akşamda eşimle marketten soğuk birseyler alalım dedik. Ben şöyle buz gibi bir soda içeyim dedim, eşime ne içersin, ne alayim deyince bana "salgam suyu" alir misin dedi...! Şaşırdım ömrumde hiç içmediğim ve eşiminde içmediğini sandığım şalgam suyu da nereden çıkmıştı şimdi!..Meğerse iş yerinde bir arkadasi kebap yanina şalgam suyu içerken eşimide aliştirmis. Markette buldum, dedim hadi bende deneyeyim. 2 tane buz gibi acılı şalgam suyu aldım...Eve gelince eşim şişeyi dikti ,bir oturusta içti. Ben de meraklı bir şekilde ona bakıyor, bir yandan da tadmak için hevesleniyordum ...Bir yudum alinca dudaklarim hafiften acıdan yanmaya basladi sonrasinda dilimi yakmadan damağımda ekşimsi, hos, mayhoş bir lezzet birakti ...Neden yillardir boyle bir tadi denememisim diye sordum kendime...Benim gibi hem ekşi hemde aci sevenler için vazgecilmez olacaği belliydi...Aaa buarada aci sevmeyenler için acisizi da vardi...Tabi o gunden sonra doğal faydali gidalari tuketmeye meraklıyım ya, oturdum internette bunun ne olduğunu; faydası zararı var mi diye arastirmadan da eksik kalmadim tabi...Meğerse cok faydaliymis, ve tabi bundan boyle çay bahçesine gittiğimizde bile salgam suyunu içmeyi tercih edenlerden biri oldum...:)

Bir kere içinde neler var ve nasil yapiliyor bir bakalim internetten neler buldum ...


Şalgam suyu yapımında şalgam,kırmızı havuç, bulgur unu, tuz, maya ve su kullanılır. Şalgam suyunun fermantasyonu iki aşamada gerçekleşir.
Birinci [[aşama];[ekşi]] maya,tuz ve su ile karıştırılarak bulgurun
hamur haline getirilmesidir.
İkinci aşama;bulgurun su ile
ekstaraksiyonu sonucu elde edilen sıvının dilimlenmiş şalgam ve kırmızı havuç ile fermantasyonudur...

(Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Ealgam_suyu)

Ve iste faydalari:

Vitamin ve mineral miktarları yüksek olan bu hammaddelerden yapılan şalgam suyunun insan sağlığı için şüphesiz pek çok faydaları vardır.
– İştahı açar,–
Laktik asit içerir,sindirimi kolaylaştırır.
– B grubu vitaminleri içerir,sinirleri yatıştırır.
– Mide ve karaciğere faydalıdır, –
Kalsiyum,potasyum ve demir içerir,kemik ve dişleri kuvvetlendirir.–
Afrodizyak özelliği vardır.
– 100 gramında 20 kalori olan şalgam,A–B–C vitamini içerir.
Kalp,damar ve göz sağlığı için faydalıdır.– Vücuttaki toksinleri atmak,kolesterolden uzaklaşmak,stresten kurtulmak için bolca yenip,suyu içilir.
– İdrar söktürücü,romatizma,nikris ağrılarına,mafsal şişliklerine,böbrek kumu ve taşının dümsine,apse,dolama,kan çıbanı,donma,ergenlik sivilceleri,egzama,göğsü yumuşatıcı,akciğer ve bronşları temizler,boğaz iltihabına,pekliğe,şeker hastalarına verilir.
– Toksinleri atmaya yarayan,süt asidi,fosfor,kalsiyum,potasyum,stresi önleyip sinirleri yatıştır.– Şeker ve vitamin yönünden çok zengin olan şalgam arsenik, kalsiyum ve madeni tuzlar içerir.
-Kansızlık için ideal bir ilaç

ve daha buraya yazmadiim pek çok faydalari...

Aslinda kebaplarin yanında cok guzel gittiği soylenen bu içecek tek başina da bence çok lezzetli...
Hepinize hem sağlık hemde orjinal bir lezzet tatma adına hayatınızda bir kere olsun tadmanızı oneririm...
 
posted by Nur at 7:00 AM | 4 YORUM BIRAKAN
Monday, May 29, 2006
Arkadaşlar bu aralar yıllardır heveslendiğim ama yapamadığım, ve nihayet yarı profesyonel dijital makinama kavuşunca amatör fotoğrafçılıkla doya doya ilgileneyim dedim... Kendi çapımda amatör çekimler yapıyorum, vakit bulabilirsem fotoğrafçılık kursuna da gitmeyi duşunuyorum..Evde elimde makinayla dolaşıyorum, halim komik...:) 2 yaşındaki kizim "anneme neler oluyor ya, elinde bir oyuncak sağa sola bakıp çakan ışıklar saçıyor ?" diye dusunuyor kara kara...İşte birkaç çektiğimi paylaşmak istedim...




Bunlar su damlaları arkadaşlar, kendi çapımda macro çekim denemesi....Yani çok kısa mesafede milimetrik objelerin çekimi...Misket gibi duruyorlar değil mi?_


Babası kizina surpriz sallanan at almis, ustunde sallanırken oyle neseliydi ki yakalamk istedim...


Bu iki resimde kizimin kimi topal, kimi kör, kimi sesli, kimi sessiz en iyi arkadaşları; bebekleri...Bir koltukta arkadaşlar....


Bu da kizimin benim akibetimi kara kara dusunurken ki hali!:)




Ve kendime cok guzel bir oyuncak buldum...Bu kristalle fotoğraflarimi kendimce ilginç kılacak , onlara farklılıklar katacaktim...:)





 
posted by Nur at 12:35 PM | 3 YORUM BIRAKAN
Friday, May 26, 2006
Bu haber benim cok ilgimi cektiği icin paylasmak istedim...Sırtında aynı insan yuzunu taşıyan bir örümceğe rastladiniz mi? İşte resimlere bakın..Ne ilginç değil mi?

Haberi
http://www.samanyoluhaber.com 24 Mayis tarihli haberinden aldim..

İşte ilk görüntüleri...
Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi
Hami'de insan yüzlü örümcek bulundu.



Yaratan değil mi yoktan var eden ,süsleyen bütün yaratıkları , ister örümceğin sırtına işler, ister suratlarımıza ...
 
posted by Nur at 5:37 AM | 2 YORUM BIRAKAN
Saturday, May 13, 2006


www.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.ws

Glittery texts by bigoo.ws



KARSILIKSIZ, ŞARTSIZ SEVGİNİN EN SAF HALİ ANNELER ,
ŞEFKATİN KANATLANIP EVLATLARININ YUREGİNE
KONAN HALİ ANNELER

TUM ANNELERİN, ANNE OLACAKLARIN VE ANNE OLMAK İSTEYENLERİN ANNELER GUNUNU KUTLARIM...

MySpace Layouts

MySpace Layouts

 
posted by Nur at 8:46 AM | 1 YORUM BIRAKAN
Thursday, May 11, 2006

Dun bir is gorusmesi icin Nisantasi civarına geçmem gerekti. Uzun zamandır karsıya gecmemistim...Otobus,minubus, dolmus, metro degistirdim...Binmediğim bir vapur kalmis.:) , kalabalıkların içinden yurudum ve istedigim yere 2 saat sonra ulaşabildim...Kalabalıkların içinde yururken; hani filmlerde olur ya sanki hayat benim gozumde1-2 saniye dondu. Hayat nasil bir kosusturmaca ya? Nereye dogru? Kim icin bunca kosusturmaca?İnsanlarin yuzlerinde bir telas, bir donukluk, binbir sıkıntı, stres...Nasil olmasinki İstanbul'da araba ile iki semt degistirmek , İstanbul-Antalya uçak seferinden uzun suruyor çunku...Ekmek aslanin ağzinda,hayat sartlari zor,bazıları için daha da zor...
Ama herseye ragmen, nefes alıp verebilmenin bile guzelliğini unutacak ulfete sahip olsada insanoğlu, bir hastaneye gittiğimizde , bir hastayı ziyaret ettiğimizde bunun kıymetini hatırlayabiliyoruz...



Aslında basit gorduğumuz nefes bile dogru kullanıldığı takdirde yaşantımızı pozitif yonde etkileyebilecek bir guce sahip...



Ben hamilelik zamanında cok okuyarak ve kısa bir egitim alarak "dogumda dogru nefes alma tekniklerini" uygulamistim...Annelerin stresli olan doğum esnasında dogru nefes alabilmesi bile o kadar onemli ki..Hem bebeginizin oksijensiz kalma riskini cok azaltacak,hem sizin stressiz bir dogum yapmanızı, hemde beyninizi sancıdan ziyade nefese yoğunlastırarak agrıyı azaltacak...Hayat içinde kaygılandığımızda, sinirli, ofkeli oldugumuz anlarda stresle basa cikmak icin basit teknikleri uygulayabilirsek ne kadar rahatladiğinizi farkedeceksiniz...

Doğru nefes alıp veremeyen insanlar karbondioksite daha duyarlıdır; karbondioksitli ortamlarda daha sık ve kısa nefes alıp verirler. Düzenli solunum yapan insanlarda karbondioksitli ortamlarda, heyecan ve stres sırasında, daha normal tepkiler verirler, kırmızı kan hücreleri oksijeni organlara daha kolay taşır.

Endüstrileşmiş ve şehirleşmiş toplumlarda yaşayan insanların büyük çoğunluğunun ciğerlerinin dörtte birini veya beşte birini kullandıkları saptanmış. Nefes egzersizlerinden amaç, akciğerin bütününü kullanmaktır arkadaslar.

Cok bunalmis, sıkılmış olabilirsiniz, yıpranmış, kızmış, sinirli olabilirsiniz, hayatın yuku sırtınıza yuklenince kendinizi yorgun hissedebilirsiniz...Guzel ve doğru bir nefesle bunları bir an olsun ustumzuzden atalım mı?


Akciğerinizin üçe bölünmüş olduğunu düşünün. Derin, tam bir nefes, diyaframın aşağı hareket etmesi ve akciğerin en alt bölümünün havayla dolmasıyla başlar. Daha sonra orta bölüm havayla dolar ve göğüs genişler. Son olarak da akciğerin üst bölümü dolar ve omuzlar hafifçe kalkabilir.



1.DOĞRU NEFES ALMA TEKNİĞİ

1)Gozlerinizi kapayın, kendinizi olmak istediginiz, hayal ettiginiz, mesela bir okyanus kıyısında doğa ile basbasa oldugunuzu hissedin...
2)Sağ burun deliğinizi kapayın ve sol burun deliğinizle diyaframla, yani karin hareketiyle derin bir nefes alın (Nefes alirken vucudunuzun içine, tum organlarınıza enerjinin, iyiliğin dolduğunu hissedin) ve nefesinizi 3-4 sn. tutun ve busefer sol burun deliğinizi kapayıp, sağ burun deliğinizden havayı yavas yavas disarı verin(Nefes verirken vucudunuzdan, er bir ucrenizden teek teek butun sıkıntıların uçup gittiğini hissedin)...
3)Birkaç kez bu egzersizi burun deliklerinizi değistirerek tekrarlayın...

NASIL RAHATLADINIZ MI ?


2.DOĞRU NEFES ALMA TEKNİĞİ

1.) Nefes alma egzersizine başlamadan önce sağ avucunuzu göbeğinizin hemen altına, sol elinizi göğsünüzün üstüne (göğüs hizasına) koyun ve gözlerinizi kapatın.
2.) Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. (nefesi verirken ciğerler zorlanmamalı ve nefes itilmeden kendiliğinden çıkmalı.)
3.) Ciğer kapasitenizi hayali olarak ikiye bölün ve "biir" , "ikii" diye içinizden sayarak ciğerinizin bütününü doldurun. Kısa bir süre bekleyin, "bir-iki" diye diye sayarak, nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşaltın. Sağ eliniz göğüs kemikleinizin, hareketli bir köprü gibi, yana doğru açıldığını hissetmeli. Yine bir nefes almadan iki saniye bekleyin .

İkinci ve üçüncü maddede yazılanları tekrarlayarak bir derin nefes daha alın ve verin. Egzersizi bir kere daha tekrarlayıncaya kadar mutlaka en az 4-5 normal nefes alın. Eğer derin nefes almaya devam ederseniz bir başdönmesi hissedebilirsiniz.

Ben bunları yaparken gercekten cok rahatladığımı hissediyorum...Sizde inanır ve uygulayabilrseniz eminim faydasını hissedeceksiniz...Hayatın sıkıntılarıyla, stresiyle uzulerek,bagirarak, ofkelenerek savasmak kolay gorunsede aslında bunlar uzun vadede kalbimize ve beynimize zarar veriyorlar... En guzeli sıkıntılara karsı bize verilmis olan basit gorunen nefesi silah olarak kusanmak , ruhumuzu ve bedenimizi rahatlatarak başedebilmek olsa gerek...

 
posted by Nur at 12:54 PM | 0 YORUM BIRAKAN
Thursday, May 04, 2006

Saat 7'yi gosterirken içimi hafif bir telaş kaplamisti, daha yemeği pisirememistim bile. Esim birazdan evde olacakti ve aksam yemegini beraberce yiyecektik...Kiymali pırasa yemeği, pirinç pilavı,yogurt bugunku kararlastirdiğim menumuzdu. 2 yasindaki kizim için ;pirasadan yemez ama kiymasindan yerse proteinini almis olur, bir-iki kasik da yogurttan alsa bugunku kalsiyumunu alir diye hayal ediyordum...
Herkes doymustu, tabaklari toplamaya geldi sira; o da ne! Esim pilavin yarisini birakmis tabakta. Kizimda yememek icin vizildaniyordu.Sofrada böluk böluk ekmekler.Temiz bidon suyundan gelen 1 bardak dolusu su, biraz içilmiş gerisi lavaboya hiç tereddutsuz dokulmus...
Burasi İstanbul!

*************************

Gunes batmaya hazirlanirken Bir annenin yuregini telas kaplamisti.Acliktan kaybettigi esinin uzuntusunu yureğinin taa derinlerine gomerek, simdi daha yasina girmemis bebeginin hayati için ayakta kalmaliydi...Gunlerdir midesine lokma girmeyen anne ve bebegin menusu bu aksam hangi ot olacakti acaba ? Veya hangi kaynayan taş? Ufak birkaç pirinç tanesi olsaydi da bebeğine suyla ezip verebilseydi, en azindan kizini 1 gun daha yaşamla ölum arasindaki gelgitlerden kurtarabilir , en azindan bugunde onu hayatta tutabilirdi..:(
Susuzluktan catlayan agzina bir damla su alacak takati de kalmamisti,Cunku en yakın su merkezi 15 km uzakliktaydi...
Burasi Afrika...



Evet cok uzak degil, burasi Afrika...Onunuzde duran ve acliktan kıvranan kediye umursamaz mi kalirsiniz,yoksa 1 parca ekmek atmak istemez misiniz? Evet bu drami yasayanlarda cok uzakta degil ;cunku artik gozumuzun onunde...İstanbul Sokaklarina buyuk afisler asmislar: "
AFRİKA YARDIM BEKLİYOR AFRİKA’DA 700 BİN İNSAN AÇLIKTAN ÖLECEK!
Afrika son 40 yılın en kurak dönemini yaşıyor.Somali, Etiyopya, Eritre, Cibuti ve Kenya’da 700bin insan ölümün eşiğinde!11 milyon insan açlık ve susuzlukla karşı karşıya;Kara Kıta çaresiz!Sizden yardım bekliyor. "



Ben kiymali pirasayi cignerken kaç kadın veya esimin yemedigi pilavi cope atarken kac genc ya da kalsiyumunu ne kadar almistir diye dusundugum kizimin yogurdu yerlere sicrarken acaba kac bebek can vermistir oralarda?
Evrensel boyutta dusunebilen insan ancak gercek erdeme ulasmistir ve evrensel dusunebilen insan baskalarinin dertleriyle dertlenendir. Maddi olarak elimizden hicbirsey gelmese de en azindan evimizde cope atmadigimiz her pirinc tanesi, israf etmedigimiz her bir ekmek onlarin bu dramina ortak oldugumuzu anlatir. Onca buyuk devletler onlara yuz cevirirken ve inadina cope 1000lerce ton cop atarken, birde biz sirt cevirmesek ne iyi olurdu...

İnsanların bir bardak su için kilometrelerce yürüdüğü, bir pirinç tanesine onlarca elin uzandığı Afrika’da yaşanan bu drama kayıtsız kalmasak...



Belki duymussunuzdur, bende internet haberlerinde duydum unlu Hollywood yildizi Angelina Jolie bile 7 aylik hamile haliyle show yapmadan vaktini AfriKali cocuklarla geciriyormus, dunyanin gozlerini Africa'daki drama cekebilmek icin...Bizler 600 yildir insanliga hosgoru ve iyilik goturen bir milletin torunlari ve "komsusu acken, tok yatan bizden değildir" kulturunde yetismis bir toplum olarak duyarsiz davranmasak ne iyi olurdu...

 
posted by Nur at 10:07 AM | 1 YORUM BIRAKAN